Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Güncel      
Kendime Hatırlatma 07.02.2010
Bu akşam (7 Şubat 2010) babam söyledi; ''Dünün tarihini not et'' diye (Yani 6 Şubat 2010)... ''Sonra unutursun'' dedi ve haklıydı. Çünkü unutmak konusunda emsalsiz beynim, dünü de bir kenara atabilirdi.

Halbuki unutulmamalı. Hiç değilse bu defa. Yıllar önce Sadri Alışık Tiyatrosu'nda sene sonu gösterisinde ilk kez sahneye çıkmıştım. Mesela o günün tarihini hiç hatırlamıyorum (Sanırım ben pek kendi hayatımı önemsemiyorum). Yıllar sonra dün, yeniden sahnedeydim. Üstelik bu kez yıl sonu oyunu değil, düzenli bir oyunun ilk gösterimiydi.

Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi'nde, ''Canım Anneannem'' adlı çocuk oyunuyla sahnedeydim. Erkenden vardık Tuzla'ya. Bunun için çok ciddi fedakarlıklar yaptım; sabah 6:30'da kalmak gibi... Siz benim, uykuyla aramda duygusal bir bağ olduğunu biliyor muydunuz?

Saat 12:00'daki oyun için 9'u 5 geçe, ekip arkadaşlarımla beraber sahneye vardım. Provalar (Kötü geçti) alındı, kostümler giyildi, oyundaki dans koreografilerini (Kelimenin doğrusu budur, yani ''Koreografi''. Bizim ekibe -yönetmen de dahil- bunu bir türlü kabul ettiremedim. ''Kareografi'' diyorlar. Lütfen Bknz: TDK) unutmamak için tekstin üzerine notlar yazdım (İtiraf ediyorum, oyun esnasında kullandığım simit tezgahının içine sakladım ve oyundaki her bir dans koreografisinden önce kağıda göz atıp, ne yapmam gerektiğini hatırladım).

Sonuç mu? Repliğini unutanlar (O anları doğaçlamalarla kapattık) ve dekorda unutulan objeler olmasına karşın, sonuç beklentilerimizden iyiydi. Yanlış anlaşılmasın, bu, zayıf beklediğin sınavdan geçer not almak gibi bir şeydi. Biz zaten, dibe vuracağız diye düşünürken, kendimizi bile şaşırtan bir iş çıkardık.

Peki neler yaşadım? Başlıkta yazdığı gibi, bu bir ''kendime hatırlatma'' metnidir. Fazlaca özneldir, öznel de olacaktır. Bu yüzden beni etkileyen bazı (Hepsini değil, beyni iyice tembelliğe alıştırmayalım) ufak anlardan bahsedeceğim. Oyunda sahneye ilk adımımı attığımda, ışıklar açılıyor ve ben sahnenin ortasına kadar gelip, seyircilerin tamamını baştan sona bir süzüp, sonra kenardaki yerime geçiyorum. Tam orta noktaya gelip durduğumda, aşağıda flash'lar patlamaya başladı! O an aklımdan şu geçti; ''Ben tanıdık kimseyi çağırmadım ki, bu fotoğraf çekenler de kim?''.

Sonra yerime geçtim. Az evvel sahne arkasında biraz da olsa bünyemde vuku bulan heyecan, tamamen ortadan kalktı (Bu bana hep böyle olur. Heyecan bende uzun süre barınamıyor). Sonra oyunun akışına kaptırdım ve bir ara durup, kendim olarak seyircileri izlemeye başladım (Salon epey kalabalıktı. Bu da beklediğim bir şey değildi). O an gördüm ki hakikaten roller değişmişti. Bu kez ben sahnedeydim, başkaları ise izlemek için koltuklardaydı. Bu, alışık olmadığım bir andı...

Aslında bu konu üzerine daha çok şey yazabilirim fakat gerçekten gerek görmüyorum (Ben en son neye gerek görmüştüm ki? Mesela bu yazıyı yazmaya). Uzun lafın kısası (Bu toplama cümlesini seviyorum, gereksiz bir laf kalabalığından ustaca sıyrılmayı sağlıyor), ayın (Şubat) 20'sinde bir oyunum daha var. Henüz Mart ayı takvimi ise açıklanmadı. Nisan'da (Aksilik olmazsa) başka bir oyunla (Bizim Nasreddin Hoca) sahnede olacağım. Yapımda ve yayında emeği geçen...

Okuyucuya Not: Fazlaca öznel olan bu yazı için üzgünüm. Zira kişisel sayfam olmasına karşın, buraya sadece beni değil, başkalarını da ilgilendirecek metinler koymaya çalışıyorum. Ancak dedim ya bu, kendime hatırlatma maksadıyla yazılmış bir anı yazısı. Kaplumbağa terbiyecisi filan değilseniz, kaybettirdiğim zaman için özür dilerim.
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473780 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.