Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Denemelerim      
Lütfen Öfkelenin Piller! 20.02.2010
“İnsan kendi kendini yok etti” diye bitecek hikayemizin sonu… Daha başındayken söyledim, tadını kaçırdım, affedin(!) Gerçi bilinmeyen bir şey değil, tahmin edilemeyecek hiç değil… Kendine bile hayrı kalmayan şu insan denen zavallı yaratık, başladığı işi bir gün bitirecek ve kendi türünü yok edecek.

İşin kötü yanı, bunu yaparken doğada canlı namına hiçbir şey bırakmayacak olması. Bir gün bilmediğim bir yılda, siren sesleriyle uyanılacak ve ertesi günün şafağında, taş taş üzerinde kalmayacak. Neden mi? Çünkü insan, kendi türünün en büyük düşmanı! Bu öyle bir düşmanlık ki, insan denen yaratık hayatta kalmak için bu savaşı kazanamayacak kadar zayıf.

Ofisler; günümüz sisteminde çarkları döndüren bir numaralı element haline geldi. Bir bakıma geçmişin fabrikaları, işçileri, tarlaları ve çiftçileri neyse, ofisler ve içlerindeki elemanlar da o şekli aldı. Hele ki İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsanız, gözünüzü çevirdiğiniz her yerde ya bir ofis ya da ilk çizimleri bir ofiste yapılmış bir bina, bir afiş ve benzeri bir şey ile karşılaşıyorsunuz. Bir alışveriş merkezi mesela ya da bir restoran, iskele, gemi, metro ve daha birçok örnek verilebilir buna.

Örneğin İnternet… Her gün milyar x milyar kadar veri ile dolduruluyor ve bunların çoğunluğu da kurumsal bir kimlik kazanmış İnternet sitelerinin ofislerinde hazırlanıyor. Siyaset, spor, medya, sanayi… Bütün bunların beyin takımı sabah oldu mu ofislerine kuruluyor. Ofisler durdurulamaz şekilde büyüdü/büyüyor/büyüyecek. Peki bütün bu çıldırmış ofisler yaşamında, insanın rolü içerik üretmek mi? “Kısmen evet” ama dahası var! Dünyanın hakim ırkı olan, tüm sistemi kendi tasarlamış olan insan, kendi fabrikasında en ağır işi yapıyor! İnsanın görevi, batarya olmaktan başka bir şey değil artık!

Bu mide bulandırıcı ofisler çağında, sabah 9 akşam 6 tüketilmek üzere masalarımıza kurulmak için yaşıyoruz. Biz sistemin çarkları dönsün diye makinelere bağlanmış pilleriz adeta! Akşam eve gidip, uyuyarak şarj oluyoruz. Peki ne için? Ertesi gün tekrar tüketilmek için! Suni gündemlerle beynimizi uyuşturup, sırf para denen yapay zorunluluğu elde etmek için, iş yerinde yaşadığımız her problemi, hayatımızın en önemli sorunları haline getiriyoruz. Neden? Para için! Parayı sisteme sokan ve önüne geçilemez hale getiren kim? Biziz! Alternatif bir yaşam var mı? Yok! Kaos, ardından yok oluş ve yeni bir düzen ile belki (Mad Max sıradan bir film değil)…

Olacak olanın bu olduğunu Albert Einstein çok güzel ifade etmiş: “Üçüncü Dünya Savaşı’nı bilmem ama, Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopalarla yapılacak”. Üzerine ne söylenebilir ki?

Biz insanlar (piller), kendi sistemimizin içinde insanlığımızı yitirdik. Makineler çalışsın, üretim durmasın diye yaşıyoruz artık. Terminator ya da I Robot filmlerindeki senaryoların gerçek olmasına gerek yok; yani makinelerin dünyayı ele geçirmeye çalışmasına sebep yok! Biz zaten çoktan ellerimizi havaya kaldırıp teslim olduk. Her ne kadar zavallı yaratıklar da olsak, bu gidişata öfkelenmiyor değiliz. Ancak biz bu öfkeyi, “günlük hayatın stresi” gibi farklı şekillerle tanımlıyoruz. Eğer adını doğru koyarsak, fotoğraf tamamlanacak ve biz insanların acizliği ortaya çıkacak. Lütfen öfkelenin piller! Lütfen! Benim bu sistemden kurtulmam lazım ve bunun için hepinize ihtiyacım var!
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473616 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.