Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Sinema      
Predators 11.09.2010
İlk kez 1987’de tanıştık Predator ırkıyla. O yıl vizyona giren Predator, başrolünde Arnold Schwarzenegger gibi dikkatleri üzerine çeken bir aksiyon yıldızıyla büyük beğeni toplamıştı. Kahramanımız, Orta Amerika ormanlarında uzaylı bir ırk ile karşı karşıya geliyordu. İnsan ve uzaylının sinema tarihinde bir kez daha kafa kafaya geldiği filmin devamı gecikmedi.

1990’da Predator 2 vizyona girdi. Bu kez yönetmeni ve oyuncu kadrosu değişen ekipte Predator ırkı “şehirde” karşımıza çıkmıştı. Bu defa onu avlama görevi, o dönem Total Recall ve Terminator 2’yi çeken Arnold’a değil, Cehennem Silahı serisinin yıldız isimlerinden deneyimli aktör Danny Glover’a verilmişti.

Şehir hayatı içerisinde yaşanan insan ve Predator karşılaşmasında, dramatik yapıyı sağlamlaştırmak için Danny Glover’u adeta “yalnız savaşçı” haline getiren senaristler, bu kez ilk filmdeki başarıyı yakalayamadı.

Senaristler (Jim ve John Thomas), yaklaşık 10 senenin ardından aksiyonun dozajını artırmayı planlayıp yeniden Predator’u beyaz perdeye taşımaya karar verdi. Bu defa insanlar ve Predator’lar arasındaki hesaplaşmaya bir oyuncu daha katıldı; Alien! Ayrı birer bilim kurgu serileri olan Alien ve Predator, yaklaşık 3 sene arayla çekilen iki filmin ile birlikte sinema salonlarının en kanlı aksiyon anlarına sahne oldu diyebiliriz. Alien vs Predator serisi de beklenen ilgiyi görmeyince, hikayenin özüne dönmeye karar veren senaristler, Predators’ı yazdı. Bu film, 1987 ve 1990’da vizyona giren Predator’ın devamı, yani üçüncüsü oldu.

Aslında Predator 3

Birinci filmdeki başarıyı yakalamak isteyen ekip, Adrien Brody’li ve Laurence Fishburne’lü bir kadro kurup yeniden işe koyuldu. Basın gösteriminde izleme fırsatı elde ettiğim Predators, maalesef beklentilerin altında kaldı. Peki ama neden?


Adrien Brody çok iyi bir oyuncu. Buna karşın maalesef Predators filminin kahramanı olacak görsele sahip değil. O ince yüz hatları, üst üste giydiği kıyafetler yüzünden şişmiş vücut kafi gelmiyor bir türlü. Bir de sesini değiştirip Batman sesiyle konuşması (bkz: Christian Bale) yok mu, seyircinin görüntü ve ses karmaşası yaşamasına neden oluyor.

2003’de Piyanist ile Oscar’ı kaldırmış olan Brody, olması gereken kahraman tipine yaklaşmayı bilmiş ancak maalesef yeterli gelmemiş. Sorun oyunculuğunda değil, görünüşünde... Laurence Fishburne’ün filmdeki karakteri, maalesef epey basit inşa edilmiş. Zira onu çıkardığınızda filmde topyekûn değişen bir şey olmuyor; sadece ana karakterler, Predator ırkı hakkında birkaç bilgi ediniyorlar. Ne Fishburne’ün filme getirdiği yan öykü, ne de ana hikayeye katkısı, yeterli düzeyde değil. Böyle bir isimle anlaşan yapımcılar, karakteri daha derin çizselerdi, Fishburne’ün adı, yoğurdun kaymağı gibi duran bir karakterin üzerinde kalmazdı.

Yalnızca o değil, filmde hiçbir kahramanın geçmişi hakkında “yeterli” bir bilgi yok. Senaristler Jim ve John Thomas, bu işte bunca deneyime sahip olmasına karşın, karakterlerin filme olan etkisinden bihaber gibi davranmış adeta. Zira herhangi bir senaryo atölyesine dahi katılsanız, edineceğiniz ilk bilgilerden biri karakter yaratmak ve bunun önemi olacaktır. Ancak Predators’un senaristleri, galiba başka bir dünyadan geliyorlar…

Genel olarak bakıldığında Predators, senaryonun ve oyuncu seçimlerinin kurbanı olmuş. Yapımcılar çok başarılı oyuncular ile anlaşmalarına karşın, gereken önemi senaryoya göstermeyip, adeta Predators ismini karavana atmış oldu. Predator ırkını beyaz perdede mutlaka görmeye devam edeceğiz, umarım bir sonraki buluşmamız, bundan çok daha iyi olur.
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 474039 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.