Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Sinema      
Black Swan'ın Nina'sı 08.03.2011
Bir insan düşünün. İyi kalpli, sizi sarıp sarmalayan, sağlığınızı belki de kendi sağlığından daha çok düşünen. Kendi dertlerini sıkıntılarını bir kenara atıp, sizinkilere öncelik veren biri... Tablo ne güzel değil mi? Sonra bu insanın anneniz olduğunu düşünün. Tablo şimdi daha da güzel oldu değil mi? Maalesef erken karar verdik.

Yeni bilgiler ışığında, algılanan şey, yeni gerçeklikler kazanır. Peki bahsini ettiğimiz anne, bütün bu iyi şeyleri, kendi başaramadığı hedeflerine çocuğunu kullanarak ulaşmak ve bundan kendine bir tatmin sağlamak istiyorsa? Şimdi az evvel gördüğümüz güzel resim bulanıklaşmaya başladı öyle değil mi?

Yakın zamanda okuduğum Shakespeare'in sonelerinden bir bölüm geldi aklıma:

''Kavuşur güzelliğin çılgınca alkışlara
'Benim güzel çocuğum beni kurtarır' dersen
'Ve yüzümü ağartır ben yaşlandıktan sonra'.
Güzelliğin onda sürdüğünü göstersen!
O, sen yaşlandığında yeniler varlığını
Soğuktan donan kanın duyar ısındığını...''

Black Swan'daki Nina'nın annesi, tam manasıyla çocuğunu kendi olmak istediği karakter haline getirmeye takıntılı bir kadın. Nina'yı öyle bir disiplin ile yetiştirmiş ki, kızın neredeyse bir sosyal hayatı olmadığı gibi, tek düşündüğü de bale haline gelmiş. Bir insanın hem güzel düşleri hem de kabusu aynı şey olabilir mi? Nina adeta böyle bir anaforun içinde yaşıyor.

Bu açmazlar içerisindeki genç kadının mükemmelliğe olan tutkusuna ne demeli? Bu her şeyi daha iyi yapmıyor. Acaba bu yalın tutkunun ardında, elinde makasla sivrilen her bir noktayı budayan bir anne olabilir mi? Sizi baskı altında tutan ve işinize kolaylıkla karışabilecek kadar sizin işinizde deneyim sahibi bir ebeveyn! Ebeveynlerinize, bir şeyleri onlardan daha iyi bildiğinizi söylediğinizde bunu kabul ediyorlar mı? Hele ki bahsini ettiğimiz tarzda bir anne karakteri karşısında, ''doğru olanı yapan'' olma ihtimaliniz ne kadardır? Hem de Nina gibi kukla bir karakterseniz...

Böyle bir kaosun içinde yetişiyor Nina. İçinde bir şeyler biriktiriyor; bilinen adıyla öfke. Baba figüründen yoksun bir gençlik, anne baskısı ve küçük bedeninin içindeki büyük düşünceler... Nina'nın hastalıklı bir beyine sahip olması için zemin hazır gibi.

Bütün bunların üzerine, ''Bir insanın hem güzel düşleri hem de kabusu aynı şey olabilir mi?'' dediğim şey ortaya çıkıyor. Kuğu Gölü gibi, bale dünyasının alfabesi sayılabilecek bir eserin seçmeleri yapılıyor. Nina'nın dengeleri sürekli değişen terazisi, rolü kapınca iyice bozuluyor. Zira ufak aksilikler bile beynine, bir boksörün, nakavt olmadan önce yediği son yumruk gibi iniyor...

Tüm bu baskıların üzerine, kusursuza ulaşma tutkusu ve bununla beraber fitili ateşlenen stres, Nina'nın akli dengesini adeta darmadağın ediyor. Ve ''Hissettim'' diyor ölürken, bir performans sanatçısına yaraşır şekilde... Tek hayatı bale olan biri ya da tek hayatı bale haline getirilmiş biri, daha kusursuz nasıl ölebilirdi ki? Tüm rolünü yapıp, ölmesi gerektiğinde ölmek ve hissetmek... Hastalıklı bir beyin ve kusursuz zafer...
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 480709 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.