Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Sinema      
Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides 23.05.2011
Önemli Not: Her Karayip Korsanları filminde olduğu gibi, son sahneyi görebilmek için, filmin sonunda yazıların bitmesini bekleyin.

Günlerden 19 Mayıstı. Tatildi. Hava pırıltılıydı ve insanın içinden evde durmak gelmiyordu. Dolayısıyla sinemaya gitmek için bütün şartlar olgunlaşmıştı... İşte böyle bir günde vizyona giren Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides’ı, ilk gününden gidip izleme fırsatı elde ettim. Aradan geçen günler boyunca metni yazacak vakti bulamasam da, bu akşam itibariyle naçizane eleştiri yazımı ertelenenler sepetinden çıkarmaya karar verdim. Filmden yalnızca birkaç saat sonra sözlükte konuyla ilgili birkaç kelam etmiştim ve bazı problemler olduğuna işaret etmiştim.

“Filmin temposu bir türlü ilk üç filmi yakalayamıyor”, konuya bu cümleden mütevellit giriyorum. Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides, serinin en ağır ilerleyen filmi. Ancak bu onu kötü yapmıyor, sadece dörtlünün en zayıf halkası yapıyor.

Ne başlangıcı diğerleri kadar hareketli, ne de finale doğru giden yol, diğer üç film kadar görkemli. Zira hem yaşanan aksiyonlar, hem de durumlarla ilgili hazırlanan kurgular, özellikle ikinci filmi aratıyor. Ayrıca filmi izlerken aklınızdan sık sık, “Bu nasıl oradan kurtuldu? Onca kişi görünmeden nasıl oraya geldi?” gibi soru işaretleri geçiyor. Neyse ki beyniniz otobana dönmeden film noktalanıyor. Zira Karayip Korsanları 4’te, “bazıları belirgin” geçiştirmeler var. Ama bunlara, Karayip Korsanları’nın sempatik fantastik dünyası içerisinde göz yummanız olası.

Yeni filmin kötü adamı Blackbeard, yani Karasakal. Açıkçası seyirci olarak, alaşağı edilmesi iki film süren Davy Jones’dan sonra böyle hafif bir karakter izlemekten memnun kalmadım. “Tüm korsanların korktuğu korsan!” sloganıyla perdeye yansıyan Karasakal, maalesef bu unvanı hak edecek kadar güçlü bir kötü olamadı. Kesinlikle en az Davy Jones kadar kötüydü fakat onun kadar güçlü değildi. Bahsini ettiğim fiziksel bir kuvvet değil. Aksine karakterin insani zayıflıkları yüzünden Karasakal, koltuklarda oturanları heyecanlandıramadı. Ölmek üzere ama çok tepkisiz. Hırçınlaşmıyor, öfkelenmiyor ve çizgisini hep koruyor. Belki senarist ve yönetmen “soğukkanlı bir katil” çizmeye çalışmış ancak bu demek değil ki, bu onu güçlü, görkemli bir karakter yapar.

Hep madalyonun lekeli yüzüne baktık. Tabii bir de madalyonun parıldayan tarafı var. Mesela deniz kızlarının göründüğü sahneler bir hayli başarılıydı. Birçok izleyici, bu sahneleri uzun zaman sonra bile net bir şekilde hatırlayacaktır. Jack Sparrow karakteri yine çok sempatik ama filmin kurgusu gereği bu defa kaptan olarak karşımıza çıkmıyor. Bu da onu maalesef sıradanlaştırıyor.

On Stranger Tides’ın bir diğer güzel tarafı da Penelope Cruz. Angelica, o filme ne kadar yakışmış öyle! Yaklaşık 2.5 saatlik film boyunca Keira Knightley aklımın ucuna gelmedi bile. Sizin gözleriniz onu aradı mı? Eğer bu filmin devamı gelirse, umarım Penelope Cruz’u tekrar görürüz/görmeliyiz… Geoffrey Rush, yani Barbossa! Serinin her filminde olduğu gibi bu defa da yapımın kahramanlarından…

Günümüzün en popüler teknolojilerinden 3D ile çekilen Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides, bu açıdan büyük bir hayal kırıklığı. Zira 3D olsun diye 3D yapılmış. Hiç akılda kalacak bir enstantane ya da etkileyici derinlikler beklemeyin. Uzun lafın kısası, Karayip Korsanları 4, serinin ilk üç filmini gören herkesin koşa koşa gitmesi gereken bir film. Belki serinin en zayıf halkası ama çok eğlenceli bir korsan filmi. Tavsiye ederim…





Buradan Sonrası Fena Halde Spoiler İçerir





O din adamının sonu ne oldu? Kara İnci kimde kaldı? İspanyolların amacı ne? Gerçi sonda açıklıyorlar ama hiç tatmin edici değil...
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 480734 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.