Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Kendi Kirli Pencerem      
Ocak 12 - Kendi Kirli Pencerem 21.01.2012
Kendimizden Kaçmanın Adı Sosyal Ağlar mı?

Günümüzün en popüler mecrası internet ve internetin en popüler servisleri sosyal ağlar. Artık Facebook ve Twitter adını duymayan internet kullanıcısı kalmadı. Bahsini ettiğim sitelere üye olmayanlara rastlamak da hiç kolay değil.

Facebook, 2012’de 1 milyar kullanıcıya ulaşmaya çalışıyor. Twitter 300 milyonu aştı. Google + ise, 62 milyon kullanıcıya kısa sürede ulaştı. Bundan 5 yıl önce, bir internet sitesi üzerinde böylesi büyük kitlelerin bir araya geleceği söylense, muhtemelen “O kadar da olmaz…” derdik. Ancak insanlar, cep telefonu gibi, yokluğunda eksikliğinin çekildiğini fark etmedikleri bir şey ile tanıştı; modern sosyal ağlar…

Modern Sosyal Ağlar

Neden sosyal ağları kullandığımızı düşünelim. Bence bunun, günümüz insanının “yalnız kalmak” korkusuyla yakın bir ilişkisi var. Ancak bahsini ettiğim “yalnız kalmak”, arkadaşsız ya da sevgilisiz kalmak değil. Bu, kendi iç seslerimizi dinleme korkusu. Bir başka deyişle, psikolojimizdeki kırmızı alarmları duyma korkusu da diyebiliriz buna…

Tablo şaşırtıcı gözüküyor ama aslında detaya inersek, pek de şaşırtıcı değil. Son 6 aya baktığımızda, ABD, Endonezya, Hindistan, Brezilya ve Meksika’nın ardında, dünya çapında en çok Facebook kullanan altıncı ülkeyiz. Neden? Nasıl oluyor da bu listeye giriyoruz? Listedeki ülkelerin çoğunda, ekonomik veya insan temelli ya da doğal felaketler yüzünden yaşanan kaoslar meydana gelmiş/geliyor… Dini açıdan baktığımızda, bahsi geçen ülkelerde, insanlar üzerinde bir takım manevi baskılar olduğunu tahmin etmek güç değil. İnsanlar, Maslow’un “insan ihtiyaçları teorisi”ndeki 5 maddenin hiçbirini eksiksiz bir şekilde gerçekleştiremiyor. Yani insan, kendini en iyi gerçekleştirebileceği (biyolojik ve psikolojik) ortama sahip olamadan yaşıyor. Bu da kişinin karakterinde ciddi zayıflıklar (Örn: Kendine güvensizlik ve empati eksikliği gibi…) ve çoğunlukla psikolojik ihtiyaçlarında (Örn: Başarı ve saygınlık gibi…) önemli eksikliklerin bulunmasına sebep oluyor.

Gerçekten Evde Ses Olsun Diye mi?

Günümüz insanında bulunduğunu gözlemleyebileceğimiz bu hasarlar, ortaya sorunlu bireyler çıkarıyor. Ancak bu sorunlar, genellikle sosyal ortamlarda gizlenmeye çalışıldığından, su yüzüne en çok yalnız kaldığımızda çıkıyor. Ne demiştik? Yalnız kalmaktan korkmak, yani kendi iç sesimizi dinleyememek… Beynimizin, ruhumuzun en ücra köşelerinden getirip iletmeye çalıştığı sorunları en iyi yalnız kaldığımızda duymaya başlarız. Bunlar, gün içerisinde yaptığımız bir hatadan, unutamadığımız ve canımızı sıkan bir olaya, bizi üzen gelişmelerden strese girmemize yol açan gelecek kaygılarına kadar birçok şey olabilir… Söz gelimi bir akşam evde yalnız kaldığımızda, bu sesler gelmeye başladığında, onları başka sesler ile bastırmaya çalıştığımız çok olur. O televizyonun, ekrana bakmasanız bile neden açık olduğunu açıklamaya çalıştığınızda, genellikle “Evde ses olsun diye” denir. Evet, gerçekten de evde ses olmasıdır ihtiyaç duyulan çünkü ambalajımızın altındakidir çığlıkları bastırılan.

Kullanma Maksadımız Ne?

Yalnız kaldığımızda televizyonun sesini açmak veya televizyon izleyip zihnimizi oyalamak neyse, belki de sosyal ağlardaki varlığımız da odur. Yalnız kalmaktan, kendimizle yüzleşmekten korkup kaçarken vitesi artırmanın adıdır belki de sosyal ağlar. Kullanım şekillerimize göre değişir elbet ama, sosyal ağları sadece varlığımızın parlak ve pürüzsüz bir reklamını yapmak maksadıyla kullanmamızın sebebi, belki de elimizdeki malın, çürük ve insana zararlı kısımlarını hissettirmemektir. Ne kadar eksik varsa, belki de o kadar ışıl ışıl görünüp eşitlenmeye ihtiyaç vardır. Görünen o ki, içinde benim de dahil olduğum, kendini gerçekleştirmeyi tam olarak becerememiş (tamamlanamamış) bireyler arttıkça Facebook, öyle ya da böyle 1.000.000.000 kişiye ulaşacak.

Elbetteki Facebook’u çağımızın cadısı ilan etmiyorum. Aksine eğer ortada bir cadı varsa, bunun, damarlarımızdan bile yakında olabileceğini düşünüyorum. Sosyalleşme ihtiyacımızın sebebi, sosyal ağları nasıl kullanıyor olduğumuzu belirliyor. Nasıl kullandığımız ise, bizi biz yapan temelleri etkiliyor. Peki çare ne? Çare ne emin değilim ama çarenin ilk adımının, olsa olsa “kendimizi bilmek” ve sorunumuzun ne olduğunu anlamaktan geçtiğini düşünüyorum.
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473832 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.