Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Kendi Kirli Pencerem      
Mart 12 - Kendi Kirli Pencerem 24.03.2012
Sosyal Ağ İllüzyonu

Cep telefonlarının olmadığı zamanları hatırlayalım. Birileriyle buluşmak için tek şansımız, buluşma saatinde orada olmak ya da en fazla birkaç dakika geç de olsa, buluşma yerine varmış olmaktı. Aksi halde buluşacağımız kişi/kişiler o gün gelmeyeceğimizi düşünüp, “b planı” için düğmeye basarlardı…

B planlarını ve kötü sürprizleri tarihe gömen şey ise cep telefonlarının hayatımıza girmesiydi. Üstelik bu öyle hızlı ve kalıcı oldu ki, sanki pantolonlarımızın birer cebi onlara ayrılmıştı ya da çantamızda onlara ait olan hep bir boşluk vardı. Eksikliğini çektiğimiz ama bu kadar farkında olmadığımız bir şey daha varsa, o da kesinlikle internettir. Ben de dahil olmak üzere kimileri için internet, eksikliği çekilen iletişim ihtiyaçları listesinde bir numaradadır. Zira artık telefon konuşmaları ve mesajlaşmalar internete taşınmaya başladı. Geleceğin, bu sanal gerçeklikte olduğunu çoktan ezberledik. Ancak hesap etmediğimiz şeyler de vardı…

Sosyal ağların çıkışıyla beraber şüphesiz ki bireyler, daha fazla kişiye ulaşma ve daha çok durumdan haberdar olma fırsatını yakaladı. İlk başta “büyük eksi”nin kaybedilen vakit ve zamanı verimsiz kullanmak olduğunu sanıyorduk. Zira neyle karşılaşacağımızı bilmeden sayısız mesaj, ileti, tweet okuyor, her gün dakikalarca vaktimizi (belki de saatler) videoların karşısında geçiriyorduk… Bütün bunlar hayatımızdan epey vakit çalıyordu. Yeni keşfettiğimiz bir şey olan profil gezmek ve fotoğraf albümleri arasında kaybolmak ise haz aldığımız bir işkenceydi sanki… Ancak sosyal ağların başka bir problemi, fevkalade bir şekilde bizden sakladığını görmek bir hayli zaman aldı/alıyor.

İllüzyon

“Nedir sosyal ağların amacı?” diye sorduğumuzda, yanıt gayet basittir. İnsanları, internet platformunda birbirine yaklaştırmak ve hatta istedikleri her an iletişim halinde olmalarını sağlamak diyebiliriz buna. Yani bir nevi sanal yakınlaştırma platformları oluyor sosyal ağlar… Ancak bu yakınlaştırma, göründüğü kadar masum değil. Hatta belki de bu, işin illüzyon tarafı…

Düşünelim; Facebook, Twitter ya da Google+ gibi sosyal ağlardan önce çevremizdeki insanlarla daha sık görüşüyorduk ve onlarla görüşmelerimizin ağırlıklı sebeplerinden biri, görüşmediğimiz zamanlar neler yaptıklarından haberdar olmamızdı. Zira telefonlar, geniş konular için hem maddi sıkıntılar hem de zaman yetersizliği açısından uygun bir platform değildi. Bu yüzden görüşmeler daha sık ve yüz yüze yapılırdı. Böylelikle sosyal çevremiz ile fiziki açıdan da temas halinde olup, duygusal ve düşünsel açıdan onlarla daha verimli vakitler geçirebilirdik; yaşanmışlıklarımıza yeni anılar eklerdik… Ancak sosyal ağlarla beraber günümüzde işler böyle yürümüyor.

Reklam Kampanyaları

Artık çevremizdeki insanların ne zaman ne yaptığını bilir hale geldik. Foursquare ve benzeri ağlar sayesinde, insanların attıkları adımlardan dahi haberdarız. Gittiğimiz bir yeri anında Twitter’dan ya da Facebook’tan paylaşıyoruz. Peki neden? Kendi küçük zararsız reklamımızı yapmak için. İnsanların bizim o an nerede olduğumuzu merak edip etmediklerini düşünmeden, sanki merak ediyorlarmış gibi yapıp, egomuzu koca koca pasta dilimleri ile besliyoruz. Ortaya çıkan sonuç ise sayısız görsel, sayısız metin ama hiçbir fiziksel temas olmadan yaşanan insan ilişkileri… Herkesten haberdarız ve bu yüzden onları arama/onlarla görüşme ihtiyacımız azalıyor!

Sürekli neler yaptığını bildiğimiz kişilerle hangi sıklıkla görüşebiliriz? Yakın çevremizden dahi olsalar, biliyoruz ki onlar orada ve bize anlatacakları bir sürprizleri yok. Eğer olsa, Facebook’tan özel mesaj atarlardı belki… En yakınlarımızı bile ihmal etmeye başlamadık mı bu “her an ulaşabilir olma durumu” yüzünden. Belki de dışarıda, yani sokakta yapmamız gereken sayısız sohbeti 149 karakterlik tweet kutucuklarına ya da Facebook’un beyaz mesaj alanlarına sığdırdık…

Görünen o ki, insanlarla fiziksel temas kurmaktan gitgide uzaklaşıyoruz. Gözlerimiz birbirine değmeden, dışarıda beraberce anılar yaşayamadan, klavyenin arkasında “Bilgisayarın başında değilim” yazıp, çayımızı yudumlarken bir şeyler ile zaman öldürüyoruz…

Bu problemin bir de “anı” kısmı var; hani arkadaş toplantılarında top bize geldiğinde “Geçen gün şu oldu…” diye başladıklarımız… O anlarda aklınıza gelen kareler fiziksel olarak hep birbirine benziyorsa (mesela klayve başında, elinde çay bardağıyla…), belki de “ne yaşadığımızı/ne yaşayacağımızı” gözden geçirme vakti çoktan gelmiş demektir. Belki de zaman, sosyal ağ kullanımımızı revize etme zamanıdır.
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473775 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.