Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Kendi Kirli Pencerem      
Mayıs 12 - Kendi Kirli Pencerem 24.05.2012
Nelerden şikayet ediyoruz? Belki de en çok iç yüzünü bilmediğimiz şeylerden… Halbuki kendimizi bilip, meseleleri doğru tahlil etmek için empati kurarsak, hayat o kadar da can sıkmaz…

İki kişi arasında bir mesele… A ile B arasında. C hikayeyi A’dan dinliyor. Karar veriyor A haklı! D hikayeyi B’den dinliyor. Karar veriyor B haklı! Sorulması gereken soru şu: İlla bir suçlu olması gerekir mi? Biraz açalım. Herkesin kendini haklı bulduğu ve haklı olanın kişiden kişiye, durumdan duruma değiştiği bir hikaye kurgulayalım.

Diyelim ki A, arkadaşlarıyla bir şeyler içip eğlenmek için sokağa çıkıyor. Yolda cüzdanından para çıkarırken, farkında olmadan cüzdanındaki paranın çoğunu yere düşürüyor. Bunu gören B, hızla paranın dibinde bitiyor ve çaktırmadan parayı cebine atıp oradan uzaklaşıyor. A olayı fark ettiğinde çok geç oluyor… İlk bakışta tablo bu. A bir anlık dalgınlıkla parayı düşürüyor ve bunu gören B hızlı davranıp parayı alıyor. Böyle bakınca B’nin suçlu, A’nın ise mağdur olduğunu görüyoruz.

Peki meseleye biraz daha yaklaşsak ve B’nin hikayesini biraz öğrensek. Diyelim ki B’nin ailesinden biri çok ciddi bir sağlık problemi yaşıyor. Belki de ölümcül. B’nin ona ilaç alması gerek fakat ailenin yeterli parası yok. B çok üzgün, ne yapacağını bilmeden sokağa çıkıyor ve A’nın yere para düşürdüğünü görüyor. O parayı alır almaz nöbetçi eczane bulup ilaçları alıyor ve hasta olan yakınına götürüyor. Biraz daha yaklaşınca hikaye bu hale geldi. Şimdi vardığımız yer, hukuk ile vicdanın karşı karşıya kaldığı dramatik bir platform. Bir yanda hukuki açıdan bakıldığında bir suç tasvir ettik, diğer yanda ise vicdani açıdan bakarak, aslında B’nin kötü bir niyet taşımadığını öğrendik. İki taraf da kendi açısından haklıysa, suçlu kim? İlla bir suçlu bulmak gerekir mi?

Eğer bu bir Türk dizisi olsaydı, “A” karakterinin birkaç gün sonra “B”nin yakınını ameliyat edecek olan doktor olduğunu ve “B”yi, parasını alıp kaçarken gördüğünü söyleyerek durumu daha da dramatikleştirmeye çalışabilirdik. Neyseki bu bir dizi değil ve öyküyü sağından solundan çekiştirip uzatmak zorunda değiliz (Bitmesi gereken yerde biten şeye dizi denmez değil mi?).

Bu mini öyküde olduğu gibi olaylar birden fazla katmana sahip olabilir. Eğer “durumların” ilk gördüğümüz halini “kesin” olarak niteleyip, değerlendirmemizi buna göre yaparsak, sürekli bir şeylerden şikayet eden biri haline geliriz. Ama unutmamak gerek ki, şikayet ediyor olmak yani şikayetçi olmak haklı olduğumuz anlamına gelmez… Hatta belki de zaman kaybediyoruz anlamına gelir. Çünkü şikayet ettiğimiz şey, olayın bizim dar penceremizden görünen kısmıdır. Yani görünendir, olayın kendisi değildir. Öyleyse olayın iç yüzünü bilmeden, eldeki eksik veriyle insanları iyi ya da kötü olarak nitelendirmemek gerek. Bu, hayatımızdaki birçok küçük an için bile önemli. Trafikte saatler geçirmiş bir taksi şoförünün tahammül seviyesi, yakalandığı kırmızı ışıklar, önüne kıran minibüsler ve yol vermeyen otobüsler yüzünden bir hayli azalmış olabilir. Bu yüzden ona 200 TL uzattığınızda yüzünün aldığı şekil ve durumu algılayış biçimi ile, bir ton işiniz varken patronunuzun gülümseyerek sizden yeni işler istemesi sırasında yüzünüzün aldığı şekil ve durumu algılayış biçiminiz aynı olabilir. İki durumda da benzeri bir tahammülsüzlük söz konusudur. Siz nasıl ki, sayısız işin içinden nasıl çıkacağınızı bilemiyorken, halen size iş yıkan patronunuz için aklınızdan binbir türlü şey geçiriyorsanız, günlük hayatta karşılaştığınız ve kendisinden hizmet (iş) beklediğiniz herhangi biri de böyle davranabilir.

Taksi örneği elbette ki çok küçük bir örnek. Günlük hayatta bu ve bunun gibi sayısız an ile karşılaşıyoruz. Halbuki kendimizi bilerek, durumların arasındaki katmanları doğru tahlil edersek, yaşanma ihtimali çok yüksek olan sayısız tartışmadan da kendimizi sıyırmış oluruz. Dolayısıyla sinirlenmeyiz, sinirlenmeyince yakınlarımızdaki kişileri kırma ihtimaliz düştüğü gibi, eğer ofisteysek işimize de doğru konsantre olabiliriz… Aksi halde, “Geçen gün başıma şu geldi, şununla tartıştım… vb.” hikayeler anlatan biri haline geliriz. Bu da kısa vadede bizi kötümser yapar ve kötümser olmak uzun vadede hayatımızı sağlıktan kariyere, özel hayattan sosyal ilişkilere kadar tepeden tırnağa değiştirir. Ben kötümser ya da iyimser olalım demiyorum, kendimizi bilip, sıkça empati kurup, durumlara göre hayata karşı gardımızı almaktan bahsediyorum.
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473611 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.