Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Güncel      
Markalar ve Sosyal Ağlar 21.06.2012
IT Advisor Dergisi, Haziran (2012) Sayısındaki Makalem

Firmalar, sosyal ağlar sayesinde son kullanıcıyla iletişim kurabilecek yeni bir yöntem buldu. Bu iletişim sayesinde, müşterilerin sorunları ve düşünceleri birinci ağızdan firmalara iletiliyor ve müşteriler için çözüm yolları geliştiriliyor

Bundan yaklaşık 10 yıl önce, ilk sosyal ağ denemeleri yapıldığında, insanların birbiriyle iletişim kurması esastı. Ülkemizde bir hayli popüler olan Yonja ve benzeri sitelerde, arkadaşlık kurmak maksadıyla sosyal ağlara erişim sağlanırken, Facebook’ta ise okul arkadaşlarının birbirini bulması planlanmıştı. Ancak işler hesaplandığından çok daha popüler bir noktaya gitti ve sosyal ağlar günlük hayatımızın bir parçası haline geldi.

Peki sosyal ağlar, hayatımıza bu denli nüfuz etmeyi nasıl başardı? Bu konuda amiral gemi olan Facebook, 1 milyara yakın kullanıcı sayısıyla en önemli örnek gibi görünüyor. İnsan ilişkilerini ve bu ilişkilerden doğan iletişim ihtiyaçlarını tespit eden Mark Zuckerberg (Facebook’un kurucusu), Social Network (2010) filminde de görüleceği üzere, gençlerin ortak dertlerini kullanarak nokta atışlar yaptı.

Okul arkadaşlarının bir araya toplanacağı bir network kurma fikri, insanların birbirinin özel hayatını merak etmesi üzerine genişledikçe genişledi ve Facebook profillerini hayatımızın olmazsa olmazlarından biri haline getirdi. Sadece Facebook değil, Twitter da günümüzün yükselen değerlerinden bir diğeri. Ayrıca LinkedIn de, sosyal ağ vizyonunu profesyonellere yönelik kurgulayarak, popüler olmayı başardı. Sosyal ağların çağının başladığını inkar etmemiz söz konusu olamaz. Ancak bu çağ, kendi içerisinde bir dönüşüm sürecine girdi. Aslolan insan ilişkileriyken, artık tüzel kişilikler ve şirketler de bu platformda aktif olarak yer almaya başladı. Önce tüketicilerin ya da hayranların şirketleri sosyal ağlar üzerinden takip etmesi ile başlayan bu süreç, günümüzde kullanıcıya çok ciddi avantajlar sağlayan bir hale geldi...

Sosyal Ağların Kültüre Etkisi

Türkiye, 1993 yılının 12 Nisan tarihinde internet ile resmen tanışmış oldu. Çevirmeli bağlantı süreci bu heyecan verici dünyayı damla damla tatmamıza imkan verirken, şartlar geliştikçe internetin asıl lezzetinin henüz keşfedilmemiş okyanuslarda olduğu fark edildi. IRC ile başlayan sanal sosyalleşme platformları, ICQ ve MSN gibi uygulamalarla genişleyerek devam etti. Online dünya, gitgide kalabalıklaşarak, kendi kültürünü yaratmaya başladı ve bu kültürde sesli harflere yer yoktu... Artık günlük hayatta kullandığımız sözcükleri yazmak, uzun ve zahmetli bir iş haline gelmiş olmalıydı ki, “MSN kısaltmaları” adını verdiğimiz bir dil gelişti.

Ağırlıklı olarak sesli harflerin elimine edilmesiyle oluşturulan bu dil, kısa zamanda yayılarak sosyal hayatta da kendine yer buldu. “Hoşçakal” kelimesinin unutulup “Bye”ın yerleştiği, bir selam vermek için “Slm” yazımının (sözcük diyemeyiz zira “slm” bir sözcük değil) geliştiği bu süreç, gençlerin ders notlarına kadar nüfuz eden kültürel dönüşüme yol açtı. Bunun iyi bir dönem olduğunu söyleyemeyiz fakat bu hızlandırılmış ve daraltılmış iletişim, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla popülerleşti. Artık sanal bir platform üzerinden yazı yazarak iletişim kurduğumuz insanlar vardı. Onlar hakkında bildiğimiz tüm gerçekler, onların söylemek isteyeceği kadarıydı. Ancak bu “güven” eksikliği, sosyal hayatında istediği yerde olamadığını düşünen bireyi (ki hemen herkes böyle şeyler düşünür) engellemedi ve sanal arkadaşlar çoğaldı. Artık kültürümüzde, okul arkadaşı ve iş arkadaşı gibi kavramlara, MSN arkadaşı da eklenmiş oldu... İletişim gittikçe kuvvetlendikten sonra ise fiziksel görüşmelere başlanarak, tamamen internetin nimetleri sayesinde edinilmiş gerçek arkadaşlar kazanıldı...

İnternetin ve internet üzerindeki sosyal platformların kalıcı etkisi bu şekilde başlamış oldu. Bu etkinin kişiye yansıdığı ilk andan itibaren sanal dünya, hayatın gerçekleri arasındaki yerine yerleşmiş oldu. Artık sanal dünya diye bir şey vardı ve bu şey, kişiye yeni insanlar ve iç dünyasını özgürce yansıtabileceği bir platform hediye etmişti.

Sanal Dünya Ve Özgürlük

“Özgürlük”, sosyal ağların dünyası için anahtar kelime! Zira günlük hayatta insanlarla etkileşimlerden doğan baskılar nedeniyle bireyler kendilerini diledikleri gibi özgürce ifade edemez. Fiziki ortamdaki öğretmen, patron, aile büyüğü vb. baskın karakterlerin varlığı, kişinin düşüncelerini olmasa bile hareket ve hamlelerini kontrol altında tutmasına yol açar. Chat kanalları ya da MSN gibi uygulamalarda ise kişi, üzerine düşen gölgelerden bağımsız olarak kendini ifade eder. Sanal dünyada özgürlüğün karşılığı, kendini bağımsız bir şekilde ifade etmektir.

Dışarıdaki hayatın bu imkanı vermediği durumlarda bireyler, sanal iletişim platformlarını gitgide daha fazla kullanarak ve sosyalleşme kavramını internet ile gerçekleştirmeye yönelerek, bir nevi “ben” olma yolunda önemli bir zafer elde ederler... Artık bu kısmen özgür dünya, yerine koyulacak daha özgür bir seçenek bulunana kadar varlığını sürdürecek.

Sanal dünyada özgürlüğün karşılığı, kendini bağımsız bir şekilde ifade etmektir.

İnternet Hızları Arttıkça, Sosyal Ağlar da Gelişti

Yüksek hızlı internetin yayılışıyla beraber, internet siteleri de bir hayli gelişti. Basit sayfalardan, daha yüksek kalitede ve daha fazla veri içeren sitelere geçiş yapıldı. Kullanıcıların internet hızları arttıkça, veri bazında daha yüklü sitelerin açılma hızı da o seviyede arttı. Bu sayede ortaya günümüz internet siteleri çıktı.

Sosyal ağların gelişmesinde de, internet hızlarındaki artışın payı çok büyük. Hem videoların hem resimlerin hem de çeşitli uygulamaların aynı sayfayı paylaşatığı sosyal ağlara verilebilecek en iyi örnek Facebook. Birçok güncellemeyle şimdiki haline gelen site, sanki bilgisayarınıza kurulmuş bir yazılım kadar komplike olmasına karşın tarayıcı üzerinde çalışıyor. Bu karmaşık yapısına aşama aşama ulaşan Facebook, güncellendikçe çağın web teknolojilerini içerisinde barındırmaya başladı. Adım adım gelişen site, şimdilerde tarayıcınız üzerinde çalıştırabileceğiniz en komplike internet sayfalarının başında geliyor. Mark Zuckerberg ve geliştirici ekibine bu imkanı veren hiç şüphesiz internet sağlayıcılardan başkası değil. Eğer internet hızlarımız halen 256k ve daha az seviyelerde olsaydı, Facebook’un ana sayfasının açılması için bile (internetin başında sıkıcı bir süreç olan) yaklaşık 20 - 30 saniye kadar beklemek zorunda kalacaktık. Elbetteki birkaç giriş denememizden sonra bu sıkıcı süreci bir daha deneyimlememek için daha hızlı açılan basit sitelere yönelecektik. Ancak megabitlerle telaffuz edilen internet hızları, şimdilik Facebook gibi komplike siteler için gayet yeterli gözüküyor...

TV İle Seyirci Arasında Köprü: Sosyal Ağlar

Kullanıcılar sosyal ağları başka insanlarla iletişim kurmak maksadıyla kullanmaya başladılarsa da zamanla işler değişti. Önemsenen kullanıcının kendi profili haline geldi. İletişim kurmaktansa, aslolan kabuğuna çekilip, profili güncellemek ve daha parıltılı hale getirmekti. Bu süreç halen devam ediyor olsa da, televizyonların devreye girmesiyle birlikte Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlardaki profillerin yeni bir kullanım alanı ortaya çıktı.

Artık televizyon programlarına, üstelik canlı yayınlananlara sosyal ağlar üzerinden interaktif bir şekilde katılmak mümkün. 2011’de alevlenen bu yöntem sayesinde, canlı yayında Twitter’dan gelen yorum ve soruları değerlendiren televizyoncular, bu sayede seyirci ile interaktif bir bağ kurmuş oldu. Artık sosyal ağlar sayesinde, programcılar ve seyirci bir nevi ortaklaşa çalışarak, canlı yayındaki program yön veriyor. İnternetin yayılmaya başladığı 90’ların sonunda, televizyondaki karakterlere internet vasıtasıyla müdahale edebileceğimize kimse inanmazdı. Artık ekran karşısında gördüğümüz ünlü kişilerle olan mesafemiz, 2000’lerin başındaki gibi ya da daha öncesi kadar uzak değil. Yaptıklarını desteklediğiniz ya da desteklemediğiniz birine, sosyal ağlar sayesinde canlı yayında ulaşmak mümkün. Belki sokakta hiç karşılaşmayacağınız bir ünlüyü soru bombardımanına tutmanız da, sosyal ağlar sayesinde gerçek olmuş bir düş haline geldi.

Şirketler Ve Markalar da Takip Altında

Sosyal ağlar yalnızca kişileri değil, şirketleri ve markaları da halka yaklaştırdı. Son kullanıcılar sevdikleri firmaları Facebook’ta beğenip, Google+’ta çevresine ekleyip, Twitter’da takip edebiliyor… Bu durum kişinin ego/”ben”liğinden kaynaklanıyor. Sevdiği şeyi sahiplenmek isteyen birey, mutlaka onu profiline bir şekilde ekleyerek, kendisini oluşturan parçalardan biri haline getiriyor.

Social Bakers’ın araştırmalarına göre bir cola markası, Facebook’ta yaklaşık 42.000.000 kişi tarafından “Beğen”ilmiş durumda. Bu firma, Facebook’un markalar kategorisinde en çok beğenilen isim de aynı zamanda. Rakamlar gösteriyor ki, milyonlarca insan Facebook üzerinden sevdiği markaya ulaşmış. Elbette ki benzeri listeler Twitter ve Google+ gibi diğer sosyal ağlar için de mevcut. Tüketiciler bu platformları kullanıp bir nevi sevdikleri markalara dokunmak için ellerini uzatıyor. Peki karşı taraf duruma nasıl yaklaşıyor? Bundan yaklaşık 5 yıl önce sosyal ağlar üzerinden markaların fan sayfalarına ulaşan insanlar adeta, çok uzaktaki bir kara parçasına yüzmeye çalışıyorlardı ve akıntı hedeflerine ulaşmalarını engelliyordu. Şu anki süreci ise, o uzaktaki kara parçasına düzenli olarak yapılan gemi seferleri olarak tarif edilebilir. Zira artık markaya elini uzatan kullanıcılara, marka tarafından kurumsal bir el uzatılıyor. Artık markalar, sosyal ağlar sayesinde bireylere dokunuyor…

İyi bir sosyal ağ yönetimi, hem marka kimliği için önem taşıyor hem de müşteri bazında marka ile bağları kuvvetlendiriyor

Markalar ve Tüketiciler Arasında Köprü: Sosyal Ağlar

Teknoloji dünyası şirketler ve tüketiciler arasındaki kalın duvarları kaldırıyor. Eskiden insanlar satın aldıkları ürün ve hizmetlerden dolayı şikayetleri konusunda yalnızdı. Zira firmaların satış elemanları haricinde iletişim kurabilecekleri hemen hemen kimse yoktu. Ancak artık sosyal ağlarla beraber firmalar için yeni bir ihtiyaç doğdu ve bu ihtiyaç, tüketicilerin sorunlarını çözmeye yönelik önemli bir adım oldu.

Sosyal ağlarda kişi ve kurumlar hakkında yapılan yorumlar, herkese açık (eğer özellikle yorumu yazan ya da platformun sahipleri tarafından saklanmadıkça) olduğu için, kısa sürede on binlerce hatta milyonlarca insanın görebileceği umumi bir hale geliyor. Bu da eğer haklarında olumsuz yorumlar yapıldıysa, kişi ve kurumlar için son derece kötü bir referans oluyor. Zira geleceğin lider medyası olma yolunu hızla kat eden internet, marka imajlarına son derece ağır yaralar aldırabilecek kadar güçlü. İnsanlar firmalar hakkında eleştirilerini buradan, hakarete vardırmamak kaydıyla diledikleri gibi yapabiliyor. Yazılan olumlu/olumsuz eleştiriler, diğer insanlar tarafından okunarak, marka hakkında fikir sahibi olunuyor.

“Kullanıcı yorumları” adı verilen ve internet dışında hemen hiçbir yerde bulamayacağınız bu değerli bilgiler, ürün ve hizmet satın alırken bakılan bir numaralı referans metinlerine haline geldi. Dolayısıyla, teknolojik gelişmeleri takip eden ve internet ile beraber gelişen yeni düzene ayak uydurmaya çalışan “çağcıl” şirketler, internet üzerinde kendileri hakkında yazılanlara çok dikkat ediyor ve çok önemsiyor.

Özellikle sosyal ağlar, tam bir cadı kazanı. Şirketinizin ak kimliğini korumak için Facebook, Twitter ve Google+ gibi sosyal ağları çok iyi takip etmelisiniz. Bu üçlüde, metinlere herkesin ulaşabilmesi konusunda Twitter öne çıkıyor. Burada yazılanlara, eğer kullanıcı tarafından gizlenmediyse (ki çoğunluk gizlemez), üye olmasanız bile ulaşabilirsiniz. Dolayısıyla markanız ya da ürün ve hizmetleriniz hakkında yazılan olumsuz eleştiriler, müşterileriniz tarafından kolayca fark edilebilir. Hele ki sorun büyük ise, Twitter’ın gündem maddeleri olan hashtag’lere bile geçebilirsiniz ki, bu da ülkemizde yer alan milyonlarca Twitter kullanıcısı tarafından Twitter’a girdikleri anda görülmeniz demek olur. Eğer felaketin boyutları daha da büyük ise, dünya çapında Twitter’ın hashtag’lerinde dahi kendinize yer bulabilirsiniz…

Şirketlere Yeni Personel

Günümüzün modern ve aklı başında şirketleri için artık yeni bir personel işe başladı/başlıyor. Sosyal Ağ Yöneticisi ya da Sosyal Ağ Uzmanı olarak nitelendirilen bu kişiler, markanızın bir nevi internetteki yönetimini üstleniyor ve sizi internetteki durumunuzdan haberdar ettiği gibi, olası problemleri öngörüp şirketiniz için sosyal ağlarda izleyebileceği bir yol haritası çıkarabiliyor. Bu kişilerin nitelikleri bu kadarla sınırlı değil. Müşterilerin aldığı ürün ve hizmetler hakkında Twitter ve Facebook gibi sitelerde yapılan yorumları okuyup, onlara konuyla ilgili çözümler sunması için şirketinizdeki ilgili departmanı bu hassas durum hakkında uyaran kişiler de sosyal ağ sorumluları oluyor.

Yurt dışında da olduğu gibi ülkemizde de artık bu personeli ve bu personelin nimetlerini görmeye başladık. Örneğin müşteri yaşadığı problemi Twitter’da paylaşıyor ve sosyal ağ sorumlusu basit bir aramayla şirket hakkında yazılan metinlere ulaşıyor. Müşterinin sıkıntısını çözmek için şirketinizin sosyal ağ profilinden o kişiye mesaj atarak, ona ulaşabilmeniz için gerekli bilgileri (mail adresi, telefon ya da şirket kayıtlarınızda varsa TC kimlik numarası…) alıyor. Ardından ise ilgili departmanlara bunları ileterek, müşterinin sorununun çözülmesini sağlıyor. Ülkemizde bankalardan hizmet üreten firmalara kadar sayısız şirket, sosyal ağlarını bu şekilde kullanarak, bir nevi müşterilerine bu platformlardan dokunuyor ve çözüm yolları sunuyor.

Eğer sosyal ağlarda hakkınızda neler konuşulduğunu bilmiyorsanız, şirketinizin bir gözü kapalı demektir. Bir gözü kapalı olan bir şirket, geleceğini iyi tahlil edemez ve olası problemler için doğru önlemleri alamaz. Zira internet, burun kıvırıp sırtımızı çeviremeyeceğimiz kadar hayatın içinde ve artık iş dünyasının da tartışılmaz bir parçası.

Müşterilere sosyal medya üzerinden ulaşan şirketler, hem onları mutlu ediyor hem de marka kimliğini ve güvenilirliğini daha da sağlamlaştırıyor. Örneğin bir müşteri, şirketinizin verdiği hizmet ile ilgili olumsuz bir eleştirisini sosyal ağlardan paylaştı. Sosyal ağ yöneticiniz bu iletiyi buldu ve kişiye ulaşarak, sorunun çözülmesini sağladı. Bu durumda bahsi geçen müşteri, yine sosyal ağları kullanarak yeni bir ileti yazabilir ve bu defa memnuniyetini kendi takipçileriyle/arkadaşlarıyla paylaşabilir. Bu da potansiyel müşterilerinizin gözünde, yapacağınız en iyi viral reklamdan bile daha samimi bir duruş anlamına geliyor. Zira müşteriler, az evvel de belirttiğimiz gibi “kullanıcı yorumları”na çok önem veriyor. X marka telefonu almak için insanlar öncelikle belirli sitelere girip, bu marka telefon hakkında daha önceden satın alanlar ne tür bilgiler paylaşmış diye bakıyor. Olumlu referanslardan memnunlarsa, gözlerini korkutacak olumsuz yorumlarla karşılaşmadılarsa, X marka telefonu satın alıyorlar. Tabii bu durumun tüketicinin cebine giren maaş/gider tablosuyla da çok yakından ilgisi var. Ülkemiz gibi yüksek vergilerle donatılmış bir ülkede insanlar, ellerindeki parayı kullanırken minimum risk almak istiyor. Bu da kullanıcı yorumlarını hayat kurtarıcı bir hale getiriyor. Kullanıcı yorumlarını lehinize çevirmek ise elinizde…

Müşteri memnuniyeti artık online dünyada da karşımıza çıkan bir kavram. Eğer sosyal medyada müşterilerinizi takip edip sorunlarını çözerseniz, şirketiniz hakkında internette birçok olumlu yorum okuyabilirsiniz…

Kullanıcı Yorumlarını Lehinize Çevirin

Ürün ve hizmet satıyorsanız, satın alan müşterilerin yaptıkları yorumları can kulağıyla dinlemeli/takip etmelisiniz. 1950’de bir kutu kibrit satın alan bir müşteri, kibritlerin yanmadığını fark ettiğinde, durumu ancak kendi ailesine ve birkaç yakınına söyleyebiliyordu. Şimdi ise şartlar 1950 ile mukayese edilemeyecek kadar değişti. Ürün ve hizmet kalitenizdeki sıkıntıları sosyal ağlarda dile getiren bir kullanıcı, çok kısa sürede yüzlerce kişiye ulaşıyor. Ulaştığı kişiler de, ürünlerinizin eleştirildiği yorumu beğenir ya da paylaşırsa, birden bire hakkınızda binlerce kişinin konuştuğu bir topluluk ile karşı karşıya gelebilirsiniz. İşin daha da kötü yanı, bu bir saatten bile kısa zaman içinde meydana gelebilir! Böyle bir süreçten sonra ürünlerinizin adını tekrar temize çıkarmak ise, ancak aylar ve belki de yıllar sürecek çalışmaların sonucunda olacaktır.

Ülkemizde, sosyal ağ uzmanlarıyla çalışanların sayısı azımsanmayacak kadar arttı. Başta Twitter ve Facebook olmak üzere akıllı şirketler bu noktaları takip edip, müşterilerinin memnuniyetini sanal dünya üzerinden de kontrol ediyor. Sosyal medyada onları bulup sorunlarını çözdüğünüzde ise, bu defa şikayet değil hakkınızda övgü dolu sözler görebilirsiniz. Yapmanız gereken, iyi bir uzman ile anlaşıp, şirketinizin Google+, Facebook ve Twitter gibi hesaplarını ona teslim ederek ya da hesapların yönetici listesine onu da ekleyerek, müşterilerinizin internet üzerindeki yorumlarına kulak kabartmak. Şirketlerin internet üzerinden tüketicilere elini uzatması süreci, yaklaşık 1 yıldır gözle görülür şekilde arttı. Daha öncesinde ise tek tük örneklerine rastlanıyordu. Dolayısıyla bu tür bir hizmeti henüz fark etmemiş sayısız internet kullanıcısı var. Eğer önce davranıp, sorunlarını çözen ilk şirketlerden olmayı başarırsanız, bu uygulamanın şaşkınlığı ile beraber hakkınızda sosyal medyada bir dolu olumlu mesaj yazan müşterilerinizin olmazı kuvvetle muhtemel. Henüz müşteriler bazında çok fazla keşfedilmemiş bir alan olan sosyal medya üzerinden müşteri takibi, tüketicilerin gözünde çok olumlu bir imaj çizmeniz için bulunmaz nimet gibi gözüküyor.

En az bir sosyal medya yöneticisi sayesinde, reklam ve tanıtım için büyük paralar yatırmanıza bile gerek kalmayabilir. Eğer müşterilerinizi sosyal ağlarda zamanında yakalayıp problemlerini çözerseniz, sizin reklam ve tanıtımınızı müşterileriniz kendi profilleri vasıtasıyla binlerce, hatta başarılı bir politikayla yüz binlerce insanı kendinizden olumlu şekilde söz ettirebilirsiniz.

Sosyal Ağlarda Müşteri Memnuniyeti

“Müşteri memnuniyeti”, işin hem üretici hem de tüketici tarafı için son derece bilindik bir kavram. Şimdiye dek bu kavramın içi genellikle, fiziksel olarak iletişim veya telefon vasıtasıyla müşterinin firma yetkilisi ile kurduğu bağlantı sayesinde dolduruluyordu. Artık bu kavrama sosyal ağlar da eklendi. Hemen hemen her müşterinin öyle ya da böyle internet ile işi oluyor. İçerisinde yaklaşık 1 milyar kadar kullanıcı barındıran Facebook gibi sosyal ağlar ise, internetin bir hayli aktif kullanıldığını resmediyor. Resme dikkatlice bakın, 1 milyar sayısı dünya nüfusunun yaklaşık 6’da 1’i ediyor. Ayrıca bu 1 milyarı en çok kullanan ülkeler listesine baktığımızda, son 6 ayın verileri ışığında Türkiye’nin 7. sırada olduğu görülüyor. Facebook üzerinde Türkiye’ye ait 30 milyondan fazla profil var! Bu veri de gösteriyor ki, ülkemizde sosyal medya son derece aktif kullanılıyor. Bu aktif kullanımın içerisinde marka imajları kolayca zedelenip, kolayca zirveye tırmanabilir. Dolayısıyla doğru bir sosyal ağ yönetimi şirketinize, Türkiye gibi internetin sık ve yoğun kullanıldığı ülkelerde tahminlerin ötesinde marka bilinirliği getirebilir.

Fütürist şirketler, işin sosyal ağ tarafını çok iyi kontrol ederek, rakiplerine fark ettirmeden birkaç adım öne geçiyor. Sosyal ağlardan müşterilerinin memnuniyetini araştıran şirketler, Twitter gibi ağlarda müşterilerini takip de ederek, onlara ilgi gösterdiklerini de hissettiriyor. İnternet üzerinde yaşanan bu sıcak temas, müşteriler bazında gayet olumlu referansların oluşmasını sağlıyor. Gelecekte sosyal ağlar kişi ve kurumlar için daha da önemli bir hale gelecek. Belki de sosyal ağlar üzerinden bile şirketler sipariş almaya başlayacak. Olacakları en kısa zamanda öngörüp hamle yapan şirketler ise, rakiplerinin yanından hızla geçecek…

Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473806 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.