Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Kendi Kirli Pencerem      
Kasım 12 - Kendi Kirli Pencerem 14.11.2012
Tembellik ve Yaşama Savaşı

İnsan yaradılışı gereği tembel bir canlıdır. Sürekli hareket etmek, çok çabalamak insana göre değildir. Eğer öyle olsaydı, bedenimiz gün boyu (en azından günün çoğu) sürekli hareket edebilecek kas ve kondisyon kapasitesine sahip olurdu.

Kişi, düşünsel yeteneklerini de gün boyu maksimum performans ile kullanamaz. Zira beynin çok çalışması, vücuttaki enerjiyi emmesi anlamına gelir. Bu da yorgunluk hissi yaşatır ve ardından göz kapaklarının üzerine uyku yerleşir… Sonrası ise malum…

Dolayısıyla insan çok çalışmaya uygun bir fizyolojik ve kimyasal altyapıya sahip değildir. Üstüne üstlük, günümüzün keyif veren etkinliklerine (televizyon izlemek, müzik dinlemek, gezmek, arkadaşlarla sohbet etmek, video oyun oynamak gibi…) olan alışkanlıklar yüzünden insan, psikolojik olarak da çok çalışmayı kaldıramaz. 24 saatin çoğunu evinin dışında ve dinlenmekten uzak geçiren bir insan, dinlenme ihtiyacının yanında keyif veren ihtiyaçlarını da özleyecektir.

Halbuki şimdiki dünya, içinde insan doğasına aykırı vahim bir çelişki barındırıyor. Günümüz yaşam şartları insandan daha çok verimlilik istemesine karşın, aynı yaşamın içerisinde ortaya çıkan keyif verici (örneğin yukarıda saydıklarım) içeriklere olan ihtiyaç da artıyor. Zira günlük yaşam ne kadar sıkıcı bir hale gelirse (çalışma süreleri arttıkça insanlar mutsuzlaşır. Çünkü insan çalışmaya uygun bir varlık değildir. Ayrıca hayatımızda artan stres ve gerilimler, zihnin berraklaşmasını önler. Bu durum da sürekli baskı altındaymış gibi hissettirir. Bu da son derece makul bir mutsuzluk sebebidir), insanlar günlük hayatın koşuşturmasından sıyrıldıkları ilk anda eğlenceli aktivitelere o kadar fazla sarılıyor; tabii bu durum imkanlar dahilinde. Günlerini gecelerini son derece ağır işlerde feda eden bir çalışan, eğlenceye vakit bulamıyorsa, kendini tatmin edecek başka şeyler arıyor. Bu anlamda emeğin karşılığında alınan yüksek maaş, kişinin eğlence ihtiyaçlarını bir süreliğine ertelemesi için makul. Zira günümüz dünyasında yüksek maaş, gelecek ile ilgili güzel hayaller kurulması için çok değerli bir itici güç. Gününün 15 – 16 saatini işe ayıran, karşılığında da yüksek maaş alan bir birey, satın almak istediği otomobilin hayalini kurarak, eğlence ihtiyaçlarını çok uzun süreler erteleyebilir. Hatta duygusal bir altyapıyla (aileye gerekli olan maddi yardım gibi…) işe koyulan bir birey, şahsi ihtiyaçlarını çok uzun süreler yok sayabilir…

İşin bir de tatminden yoksun tarafı var. Hem kendine ayıracağı vakti sınırlı, hem de kazandığı maddi içerik yetersiz olan bir çalışan, gün geçtikçe içinde oluşan tatmin boşluğuyla, önce psikolojik, sonrasında ise buna bağlı olarak fizyolojik bir zayıflığın içerisine sürüklenir. Böyle bir durumda kişi, sosyalleşecek zaman bulamadığı için kendini, sosyalleşmek konusunda yetersizmiş gibi hissetmeye başlayacaktır. Bu durum onun günden güne içine kapanmasına ve buna bağlı olarak bir münzeviye dönüşmesine sebep olacaktır. Üstelik günümüz dünyasının dışarıdaki eğlencenin dozunu artırıyor olmasına karşın…

Çalışanlar için çalışma saatlerinin dışında kalan süreler çok değerli. Sağlıklı bir birey kendini yeni tanıştığı insanlara sunarken, bu tanıtımı kurumsal kimliğiyle yapmamalıdır. Zira kişinin kim olduğunu dışarıdaki hayatı belirler; kurumu ve kurum içindeki rolü değil. Hal böyle olunca dışarıdaki hayatı verimli geçirmek çok önemlidir. Eğer dışarıda iyi vakit geçiriyorsanız, işinizi de daha verimli yaparsınız. 18. yüzyılın Fransa’sı buna güzel bir örnek. O dönemde çalışma saatleri günde 18 saate kadar çıkabiliyordu. Ardından yasa ile çalışma saatleri düşürüldü. Düşürülünce görüldü ki verimlilik artmış. Daha da düşürüldü, verimlilik yine arttı. Bu süreç günümüz şartlarına kadar böyle devam etti. Muhtemelen günümüzde de düşürülürse, verimlilik yine artacaktır. Bu sonucun oluşmasındaki en önemli etkenlerden biri, insanların çalışma sürelerine alışmış olması ve daha kompakt bir sürece içten içe hazır olmaları… Ancak bu durum insanın tembel olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Tembellik, kışın sıcak bir yorgan gibi üzerimizde duruyor ve fırsatını bulduğu her anda, ne kadar rahatlatıcı olduğunu hissettiriyor…
Gönderilmiş yorumlar:
Sıkayri Papen02.12.2012
Harika bir yazı, okurken çok keyif aldım. Özellikle kurumsal ve sosyal kimlik bölümü beni benden aldı. Biz insanlar işten geriye kalan 4-5 saatimizi değerlendirmek için o kadar çok strese giriyoruz ki, bazen zaten sıçmış olan hayatımızı daha da bok bir hale sokuyoruz. Senin de değindiğin gibi bir de kimliklerimiz arasında kayboluyoruz. Ancak kimse bizi suçlayamaz, haftanın 5 günü köle gibi çalışmaktan başka bir şey yapmıyoruz. 6. günde ise kendimizi tanıtırken "Ben Sıkayri" diyemiyoruz. Çünkü bu bize bir şey ifade etmiyor. 5 günlük kölelik farkında olmasak da ruhumuzun, kişiliğimizin derinliklerine kadar işliyor. Biz de buna sarılarak önemli birisiymişiz gibi davranıyoruz. Öte yandan ise ne heyecanlar, ne renkler soluyor içimizde.
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473636 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.