Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Kendi Kirli Pencerem      
Aralık 2012 - FOMO - Kendi Kirli Pencerem 14.12.2012
Modern Bir Bağımlılığımız Daha Oldu!

Bundan yaklaşık 30 yıl önce; yani cep telefonundan bahsedilmediği, televizyonların olabildiğine kalın, bilgisayarların ise masaüstünde durduğu, internet denen şeyin tanımlanamadığı yıllar… Belki artık o yılları, insan ilişkilerinin son altın yılları olarak anmak gerek. Zira şimdiki insanlar, sayısız insana oturdukları yerden ulaşmanın getirdiği, altından “samimiyetle” kalkılamayacak bir sosyalliğin içindeler…

Cep telefonları, anlık mesajlaşma uygulamaları, sosyal ağlar ve hatta akıllı televizyonlar bile insanların birbirine ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bu kolaylık, normal bir insanın hayatı boyunca kuramayacağı kadar çok sayıda sosyal bağlantıyı, birkaç tuş hareketiyle kurmasını sağlıyor. Hal böyle olunca, normal bir insanın altından kalkamayacağı kadar, yani “arkadaşlık” kelimesinin hakkını vermeden iletişim kuracağı çok sayıda arkadaşı olmuş oluyor. Buna arkadaşlık olarak değil, network, yani “ağ” olarak bakanların sayısı çok fazla. Sosyal ağ sosyalliği sayesinde, birçok farklı noktada bağlantılarınız olmuş oluyor. Arkadaşlık çatısı altında, bağlantı havuzu kurmak, insan ilişkileri konusunda altın bir dönem sayılmaz muhtemelen. Üstelik bu öyle bir dönem ki, var olan arkadaşlıklarınız bile gün geçtikçe daha çok sosyal ağ mesafesinde yaşanmaya başlıyor.

İletişimlerin çoğu internet vasıtasıyla oluyor zira internetten gelen bir bilgi, orada asılı kalıyor. Halbuki biri aynı bilgiyi internetten paylaşmak yerine size gelip söyler ise, onu unutma riskiniz yükseliyor. Unutursanız bilgiyi kaybediyorsunuz. Ancak internetteki paylaşımlar asılı kaldığı için, geriye dönük olarak verilere göz atabiliyorsunuz. İnternetin hafızayı tembelleştirmesi bir yana, sosyal ağlar vasıtasıyla edindiğiniz 100’lerce arkadaşınızın paylaşımlarıyla bilgi çöplüğüne dönüşen zihniniz, neyin işe yarar neyin işe yaramaz veri olduğunu unutacak kadar ambale oluyor. Artık insanlar etkinlikleri paylaşıyor. İleriki tarihlerde gerçekleşecek olan etkinliklerden haberdar olmasanız, önünüzdeki günlerin planlaması çok daha başka yapacakken, sayısız etkinlik bilgisi yüzünden, belki de kendinize zaman ayıramayacak bir hale geliyorsunuz. İşin etkinlik kısmı aslında bir bağımlılık. Buna, “Fear of Missing Out”, yani bir şeyleri kaçırma korkusu (FOMO) deniliyor.

Modern zaman bağımlılıklarından biri FOMO. İnternet bağımlılığı ya da cep telefonu bağımlılığı gibi. Hatta onları da kapsayan daha geniş bir rahatsızlık… Artık insanlar, bir şeyleri kaçırmaktan korkuyor. Sürekli sosyal ağları takip ediyor, etkinlikleri takip ediyor, telefonlarını yanlarında gezdiriyorlar zira ani bir gelişme olursa kaçırmak istemiyorlar. En ufak bir şey kaçırıldığında gündemden geri kaldıklarını düşünüyorlar. Örneğin bir etkinlik ya da bir gelişmeyi kaçırdıklarında bu bağımlılığı yaşayan insanlar kendilerini çok kötü hissetmeye başlıyor. Başkalarının yaşayıp onların yaşamadığı bir deneyim olması ihtimali bile onları rahatsız ediyor. Bu yüzden her yere koşturuyorlar, her etkinliğin peşinden gidiyorlar, sosyal ağlarda paylaşılan bilgileri mutlaka takip etmeye çalışıyorlar, videoları izliyorlar, metinleri okuyorlar, görselleri takip ediyorlar, mail gruplarına üye oluyorlar ve bu bağımlılık yüzünden fiziksel ve zihinsel olarak tehlikeli boyutta yorgun düşecek kadar çabalıyorlar… Sonuç ise büyük bir bilgi kirliliğinin yarattığı zihinsel verimsizlik ve bayılmalara varan fiziksel bitkinlikler oluyor…

FOMO çok ciddi bir bağımlılık ve bu virüsü kişi kendi beyninde üretiyor. Modern dünyamızın yarattığı bir rahatsızlık bu. Bilgi kirliliği algısını kaybetme durumu belki de… Zira gündemlerin çok sayıda olduğu ve sürekli değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Her sabah, 1-2 gün öncenin içeriklerini unutturacak yeni verilerle beynimiz uyarılıyor. Durduramadığımız bu bilgi kirliliği içinde kendimizi FOMO gibi rahatsızlıkların pençesinde bulmamız an meselesi. Sırf bu yüzden bile bundan yaklaşık 30 yıl önceyi gülümseyerek anabiliriz. Yani beyinlerin şimdiki kadar çok işgal altında olmadığı dönemleri…
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473598 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.