Arama Yap :    
 
Kendi Kirli Pencerem
Denemelerim
Öykülerim
Şiirlerim
Güncel
Tiyatro
Sinema
Müzik
Röportaj
Fotoğraf
  Öykülerim      
Lilitu 09.03.2014
Hiçbir sabaha ait olmayan, planlanmamış bir gecenin koynunda ellerim, oturduğum sandalyenin sırtından aşağı sarkmış; ince ruhlu bir celladın, hiçbir icazet beklemeyen nazenin parmakları tarafından oyuna getirilmişti. Hayat kontrpiyede bırakmıştı adeta. 32 dişini birden pazara çıkarmışcasına kahkahalar atan sevimli bir yaratığın henüz 25 yaşını doldurmamış masmavi bakışları, tam da bir avcınınki kadar anlamlıydı o an. Bir sandalyenin makamında duruşma başlamıştı. Özgürlüğün tatlı sert sloganları eşliğinde ayaklanıldı. Gecenin is ve şefkat dolu karanlık kucağı, bir merhamet göstergesi olarak ay ışığıyla kutsandı. O an, ancak bu kadar emin olabilirdik yeni bir gün doğacağından. Bu düşünce ile bir güven filizleniyordu sabaha karşı içimizde. Ancak karanlık, hiç beklemediğimiz bir anda bir baykuşun gözleriyle düşmüştü içimize.

Hikaye aslında tam da burada başlıyordu. Pencerenin karşısında, bir ağaç dalında, parodilerinden bile daha büyük gözleriyle siyahlar içinde bir baykuş, bizi bütün kimyasal gerçekliğimizden çıkarıp, ıssız bir kuyunun hiç ışık almayan dibine mıhlamıştı adeta. Bütün bir ömrünüz boyunca dilinizin bile ağzınızın içinde kıpırdamaktan çekineceği kadar dehşet verici kaç an yaşayabilirsiniz? Bu şeytani varlığın ruhlarımıza büyük bir kaos, zihinlerimize derin bir kuşku ve kalbimize tarifsiz bir acı yerleştiren kasvetli bakışları, bizi umut etmekten çok uzak bir yere, ölümün avcunun içine bırakıvermişti. Zaman, baykuşun kanatlarını, ay ışığının her bir zerresini perdeleyecek kadar genişçe açarak, üzerimize doğru uçmasına kadar durmuştu. Camı kırıp odaya inen şey, ölümden başkası değildi belli ki. Hava aniden soğumuştu sanki. Ve ben, sandalyenin önüne bir ceset gibi yığılmıştım.

Gözlerim açıktı, ıslak ayaklarıyla parkede yürüyordu kadın. Son bir gayretle başımı kaldırdığımda, bir deli için mucizevi, sağlıklı bir akıl için ise asla kabul edilemeyecek bir manzarayla karşılaştım. Asfaltın üzerinde, sokak lambalarının altında, kanların içerisinde, çevremdeki cam kırıklarının arasında, kulağımda sağır edici bir çınlama ile yatıyordum. Bedenimi mazgallara sürüklemek istercesine şiddetle yağıyordu yağmur. Baykuş yanı başımda durmuş, o iri gözleriyle bambaşka bir manayı yüzüme vuruyordu bu defa. Adeta şefkatle beni izliyordu. Gözlerimi bu şeytani yaratığı göremeyeceğim kadar yukarıya çevirdiğimde ise karşılaştığım o az evvelki pencereydi. Kadın, parçalanan pencereden aşağı uzanmış kıpırdamadan bana bakıyordu. İçimdeki acı beynimi uyuşturmaya ve görüşümü karartmaya başladığında anlamıştım, bu benim öldüğüm geceydi. Kendimden geçiyorken diğer yanımda bir ağaç görmüştüm. Ağacın dalında siyahlar içinde bir kadın oturuyordu. Ve acı, dayanabileceğim seviyeyi aştığında her şey bitti.
Bu yazıya yorum gönder
İsim:
E-Posta:
 
Sayfa Gösterimi: 473590 | Tüm Hakları Saklıdır. Evet Gerçekten.